top of page

Dışarıda Olan Hiç Bir Şey Yoktur

  • aksaliha
  • 51 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

''Dünya Benim Tasavvurumdur''

Schopenhauer



Selam arkadaşlar,


Thesalihaakin diye bir domain satın aldım az önce. Mevcut domainim bir süre önce başkası tarafından satın alınmış, adımın önüne the artikeli geldi. Artık tanımlı biriyim ona göre :) Beni bir tanıyın ya :) Neyse bu kısım işin hep goygoyu yani biraz. Yazarken ne çok devrik cümle kullanıyorum. Konudan konuya atlıyorum ama zihnimde öyle. Ayrıca bu yazı biraz uzun olabilir. Hep yazmak isterim aslında. Yazarken kendimi çok özgür hissediyorum. Başka başka alemlere kapı aralıyoruz sürekli. Alıntılar falan yapıyoruz bizden yüzyıllar önceki yazarlara, şairlere gidebiliyoruz. İşte yazmak beni böyle rahatlatıyor. Son 1 haftadır beni iyi oyalayan bir diziye başladım, Resident Alien. Müzikleri aşırı iyi, bu yazıya orada çalan I Forgive It All şarkısıyla başladım. Saat 01.01 ama bu yazıyı bu gece bitirmeyeceğim. Sabah kahvemle devam etmek istiyorum. (Ayrıca uzun bir yazı olabileceğini söylemiştim hem de yazı daha da ciddileşecek. Değerlerim, Politik ve apolitik olacak, son düşüncelerimin üzerinden geçeceğiz. ) Böyle zevklerim var ama en son ne zaman yapmıştım? Belki 1.5 sene önce. Kışlar daha sakin geçiyor seviyorum evde olmayı çok seviyorum kışın. Ama ilkbaharla birlikte eve giremiyoruz. Uzun zamandır bu hafta sonunu boş bıraktım. Sadece bir şifa çemberi diye adlandırılan bir etkinliğim var. Onda da daima en büyük sorunumuz şu oluyor, grubun kapasitesiz olması. Yani kimlerin geleceğini bilmediğin için ne kadar sayko olabileceklerini sorguluyorsun ama bir şekilde de aynı ortamı paylaşıyorsak demek ki bir şeyler bulacağız herkesten yani. Sonuçta bu hayat bir ayna felsefesine dayanmıyor mu? Karşındaki kendi karanlıklarını, hüzünlerini, sevgileri ve saçmalıklarını bulabilirsin. Böyle bir şey işte. Bu sanırım 44. yazım bu blogta. Benim bloğum olduğu için kendimden istediğim kadar bahsedebilirim. İşimle ilgili sektörel bloglarda üst sıralarda bile yazım var ama bu kısım cidden iş falan yani ve buranın konusu değil. Amazonda bir kitabım var ama başlık seo'sunu yapmadığım için bulunmuyor, onu da halledeceğim bir ara. Eylül Ekim programım da yoğun görünüyor. Ekim sonunda herşey yolunda giderse (inşallah) bir Endülüs ziyaretim olacak. En son geçen sene Konya'ya giderken aynı mistik hislerdeydim. İbni Arabi, İbni Tufely, İbni Rüşt gibi üstatların sokaklarında gezmek aşırı heyecan verici geliyor. Ruhumdan birer parçaları ziyaret etmek hep heyecan verici zaten. O zaman başlıyorum yazıya, burası bir girizhagtı. Buraya kadar okuduysanız ayrıca teşekkür ederim.


Değerler nedir? İnsanın değerleri nelerdir bu yaşamda? İnanmak istediğim, gözlerimi kapatarak öyle olsun istediğim tüm değerlerim çöktü bu sene. Bu artık acı gelmiyor. Aksine kabullenmenin sonsuz bir özgürlüğü var içimde. Diğer seçenek zaten insanın kendini kandırması oluyor aslında. Orada da içinde zaten mutsuzsun, istediğin kadar kandır kendini. Aynı zamanda kabul etmek isteyen parçalarımı yine de şefkatle kucaklamak istiyorum. Ne var yani inanmak istedilerse? Hiçbir sorun yok ama yine de şunu öğrendi o parçalarım. Baştan gör, devam etme! Kendine gerçeklerini yorumlama katmadan söyle. Bu ilişkide görülmek istemedin, mutsuzdun, bu işte potansiyellerin görülmek istenmedi, sadece artık kendin için çaba göster. Bu arkadaşın fazla negatifti seni dibe çekiyordu sıyrıl, ailen her zaman hatta çoğu zaman zaten haklı değildir, sen ne istiyorsun? Kocan senin 20 küsur senedir sadece sen onun kurallarına uyumlu biri olduğun için istiyordu, onun rahatını bozmuyorsun diye peki sen neredesin? ( bu son cümle, çok değerli bulduğum birinin hikayesi, dün boşanma protokolü imzaladılar, kadın sadece kendi renklerinin farkına varmıştı aslında. Adam bu renkleri sadece sevecekti, oysa hep inkar etti. Ya lütfen birbirimizin renklerini inkar etmeyelim, renklerimizi sevmiyorsak da oldurmaya çalışmayalım, herkes bence renkleriyle uyumlu olduğunda Dünya aşırı güzelleşecek. Belki renklerimizi sevmemiz 50 yaşlarımızı bulacak ve o zaman ruh eşlerimizi bulacağız. Birbirimizi görmek, manipüle etmeden sevmek gerçekten bu kadar zor muydu? Kendi eksikliğimiz belli olmasın diye karşımızdakini suçlamak bu kadar kolay mıydı? Değerlerimiz demiştik, ben gittikçe değerlerimin daha da farkına varıyorum. Seçimlerimi anlamaya çalışıyorum. Seçimlerimizi çoktan yapmıştık belki de. Matrix'deki o sahne gibi. Buraya seçmeye değil, neden seçtiğimizi anlamaya geldik. Hayatta bu kadar tabularımızla hareket etmemiz ve gerçeği görmemiz hep çok zaman aldı değil mi? Ama hayatta yaşıyor olmanın da amacı bu zaten bence, görmek işte anlamak ve hissetmek. Hissetmek ve yaşamak müthiş bir şey değil mi? '' Her bir parçanın bütüne katılması, kaybolan evladın geri dönüşü gibidir. Böylece yaşam sana hep evet diyecektir. Size başkasının ne şanslısın diyeceği sürekli bir bereket kaynağı olacaktır. '' Peki ya renklerini hiç bulamayanlar? Renklerini görmezden gelenler? Sadece onay almak ve uyumlu yaşamak için kendini hiç bilmeyenler? Budist öğretide en büyük günah budur. Hatta her dinde ve öğretide budur? Kendini hiç bilmeden bu Dünya'dan öylece geçip gidenler işte. Çünkü insan kendi zihninin sınırlarını bilebilseydi zaten ona göre yaşamaz mıydı? Kendi zihni sınırları da çok tecrübeden çok aramaktan geçmiyor muydu? Mevlana'nın müthiş cümlesi gibi ''aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır''.



Bir de politik değerlerimiz vardı bu sene çöken, elbette bunun hakkında da bir şeyler söylemek isterim. Bugün geldiğim noktada herhangi bir siyasi partiye gerçekten inandığımı söyleyemiyorum.

CHP üyeliğimi 1 ay önce sonlandırdım. Çünkü benim için mesele artık yalnızca isimler, genel başkanlar ya da parti içindeki değişimler değil. Daha temel bir problem görüyorum.

CHP, Atatürk’ün kurduğu bir parti. Bu nedenle tarihsel olarak taşıdığı bir kimlik ve sorumluluk vardı.

Diğer taraftan YENİ Parti de başka bir hayal kırıklığı yaşıyorum. CHP'nin gidişatından rahatsız olup yeni bir yol açıyorsanız, bunun arkasında daha güçlü bir siyasi mücadele görmek isterdim. Çünkü bir şeylerin yanlış olduğunu söylemek kolay; değiştirmek için mücadele etmek çok daha zor. Aslolan CHP'de kalmaktı. Yeni bir parti kurmakta değil. İlkelerimiz ve değerlerimiz bellidir. Hala Mustafa Kemal düşünceleri ekseninde dönmektedir ve ne yazık ki hala vizyonu anlaşılamamıştır.

Artık bu sorun benim hangi partiye inanacağımı bulamamam değil; siyasetin bana inanabileceğim bir şey sunamamasıdır. Parti üyeliğimi sonlandırmak bana gerçekten acı verdi. Tarihsel olarak taşıdığım bir kimliği bir ay önce bitirdim. Bauman (ki kendisi bizim babamızdır, Zygmunt Bauman'dır kendisi) Kimsin diye sorulması insanı bir an içinde olsa başka biri olabileceğine inanmaya sürükler diyordu. 32 yaşındayım ve ilk kez siyasi bir kimliğim de yok. Vizyonumu Mustafa Kemal'den alırım ve bu artık kurumlardan bağımsız sadece bir vizyon meselesidir.



Yazı başlığı kendini başucum kitabı olan Tanrılar Okulu'ndan alır. Dışarıda olan hiç bir şey yoktur. Dünya ve diğerleri, senin zaman içinde dağıtılmış hallerindir. Birini sevmek kendinden bir parçayı sevmektir, küçülmek...parçalanmak demektir. Sevgi (a-mors) ölümün yokluğu demektir. Sevmek kişinin kendisini özünde sevmesi, kendisine verebileceği her türlü zararı ortadan kaldırması demektir. Sadece bütünlük sevebilir.


Umarım bütün olabiliriz....

Ve ancak tüm görkemiyle varoluşun bütün olan hali sevgiyi içine alabilir.


Sevgilerde buluşalım :) .....














 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Başlık Bulamadım

Biz ölümlüler, Âdem ve Havva’nın çocukları olarak hayatı böyle yaşayabilir miyiz?İstikametini, akışını, yerini yurdunu bulmuş; serazat bir akışla kendi varlık nehrinde akan bir hayat… Ama arkadaşlar,

 
 
 

Yorumlar


  • Twitter
  • LinkedIn

©2020, S.Akin tarafından kurulmuştur.

bottom of page