Son Balkon Yazıları ve Hala Biraz 17

Yaşamınızın zarif bir şekilde davranabileceğiniz bir şölen gibi olduğunu düşünün. Yemekler size ikram edildiğinde, elinizi uzatın ve makul bir parça alın. Eğer yemek yanınızdan geçerse, tabağınızda olanla yetinin. Veya yemek henüz size ikram edilmediyse, sabırla sıranızı bekleyin.
Aynı kibar ölçülülük ve minnettarlıkla tutumunun çocuklarınız, eşleriniz, meslek yaşamınız ve mali işleriniz için de takının. Arzunun, hasedin ve açgözlülüğün hiç gereği yok. Vakti geldiğinde hak ettiğiniz payı alacaksınız.
Zygmunt Bauman
Bu yukarıdaki yazı aslında Epictetos'un ama ben bunu Bauman'dan okumuştum. Bauman bizim babamız, bunu çoğu yazımda söylerim. Bu yazı, Yaşam Sanatı adlı kitabından. Benim aynı zamanda tezimin de babasıdır. Fransa yolculuğumu o başlattı. Zihnimin kıvrımlarındaki hücreleri o düşündürdü. Yaşam yolculuğunda hep yeni sorular verdi. Ve bu soruların cevaplarını buldum, üstelik sorularımın artık bitmeyeceğini biliyorum, cevapları da yolda bulacağımı biliyorum. Bak bu his var ya, bu his bizi çoğu dünyevi kaygıdan kurtaracak müthiş bir histir.
Bu arada ben hala Epictetos falan okuyacak seviyede değilim zaten, bilinç seviyemde oraya gelmeyi görürsem onu da hatim ederim ama.
Spotify'de şarkı listemde Daha 17 şarkısına denk geldik. Ama bir farkla, Teoman'a da güncelleme geldi. Şarkıyı Dolu Kadehi Ters Tut diyen alternatif grubumuz söylüyor. Gayet de iyi söylemişler, Teoman sen yaşlandın, biz de baya bi büyüdük zaten. Artık 17 yaşında değiliz ancak bu hafta şunu idrak ettim, bir yanımız 17 hala arkadaşlar. Ve hep biraz da 17 kalıcaz yani O yaşa bayılıyoruz yani. 17 yaşınızı hatırlayın, bugün neredeyse hepimiz geri dönmek isteriz. Şahane bir yaş, henüz resmi olarak genç değilsin hem 18 olmak için can atarsın hem de son fazındasın, bunu yaşamak istersin ve yaşarsın da. Hatırlamak bir mucize gibi bence, yaşam sofrasındaki en güzel nimetlerden biri. Kim olduğunu hatırla ve ona sahip çık. Ne kadar hayallerin olduğunu hatırla ve arkasında dur. Ne kadar fikri hür bir insan olduğunu hatırla ve ona göre hizala kendini. Neyse 17 üzerine çok güzelleme yaptım. Eee bir hatırlayın yani sizde.
Bu yazı da hiç planlamadığım giriş yaptım ama ben bunu seviyorum zaten. İşim hariç hiç bir şeyi planlamayı da sevmiyorum zaten. Orada da aslında plana inanmam ama bazı iş konularım beni gerçekten heyecanlandırdığı için hemen olsun istiyorum. Genel olarak hayat planlamasına inanmam yani. İnsanın yaptığı planlamalar hep suya düşer, ama kader denilen ya da böyle hakikati gördüğümüz planlamalar öyle mi? Onların hepsi zamanı gelince olur. Aslında bu hafta benim için çok yoğun bir haftaydı hem iş hem de kişisel olarak. Şöyle bir şey demek istiyorum, ki bu gerçek, biliyorum. Düşünce dergisinin Doğu Batı adlı kitapları var, orada şöyle yazıyor. (Neden hep kitaplardan falan sözlerden gidiyoruz diyenler için, gerçekten onlardan gitmeliyiz çünkü günlük yaşam ve koşuşturma üzerinde söyleneni anlayamayabiliriz ama derin okumalarımız da hem teoriği hem de pratiği bağlayabiliriz o yüzden kitap okumak önemli ) Neyse o kitapta şunu diyor Nesrin Kale, Günümüzde artık yorumun doğruluğu değil de inandırıcılığı önemli olduğu için gerçek belki de hiç bilinmeden kalacaktır.
Gerçeği hiç bir zaman bilemezsiniz, siz yaşamadığınız sürece, hatta siz yaşasanız bile neye inanmayı seçtiğiniz sürece. Gerçeği görmek iştemezseniz yine görmezsiniz. Hal böyleyken, kendi sezgilerinize inanın, bir de özgün olun. Özgün olmak şahane bir şey. Ben de kendimde özgün olmayı deniyorum. Özgün yanlarımı buluyorum. Keşfediyorum. Yeni özgünlüklerim çıkıyor. Ben de şaşırıyorum ama kendimim yani. Ne yapabilirsin. Hiç bir şey yapamazsın. Ulan kendinsin çünkü. Sen bu dünyaya kendini bulmak için geldin. Ailenin sana dayatmaları için değil! İyi aile yoktur, tek iyi aile iyi aile olmadığını bilen ailedir. Bunu psikoloğum söylemişti. Haklıydı abi. Haksız olduğu yanları da vardı, ben 20 yaşında üniversitede okuyan hayalleri olan bir çocuktum, bunların bir kısmına ulaştım annem beni 20 yaşında doğurdu, o yüzden ortada gideceğiz. Yarı yarıya haklı. Ben 20 yaşında çocuk doğursam bok gibi olurdum, ben bu yaşta da çocuk doğursam da bok gibi olurum. Bence çocuk doğurmak her yaşta bok gibi ya. Yani bok derken besinlerin oksitlendirilmiş kalıntısı. Çocuk da öyle, aileden bir kalıntı. Aile seni geleceğin devamı için, bilinçsizce yapar, sen bu hayatta ailenin kalıntısı olursun ama oksitlenmiş şekilde :)
Hepimiz oksitlenmişiz okey ama, bence kendimizi de yeni tatlar bulduk yani :) Bu tatlar da ailenin ailesinden ve hatta ailesinden kalan devam ettirilemeyen yolculuklar oluyor. Neyse bu yazı çok spiritüel oluyor. Biz yeni keşfettiğimizi sanıyoruz oysa ki devam ettiriyoruz sadece hatırlamayı bekliyoruz.
Bazen oyundan kalkmak istiyorum ben de. Sonra bakıyorum ki kağıtlar dağıtılmış. Ya oynamayacak mıyız? Biliyoruz oyunu ama. Ben aslında zaten karşımdakilerin bilmediği için oynamışım. Artık biliyorum.
Yaa Eylül ayını aşırı seviyorum. Sadece aydan dolayı seviyorum. bence. Yoksa iyi kötü falan bir sürü şey bulurum. Hocam biz romantik ayları geçtik yani. Eylül güzel bir ay, biz romantiklerin ayı, bir de Kasım.
Sevgiler,


Yorumlar